![]() |
ISSN: 2158-7051 ==================== INTERNATIONAL JOURNAL OF RUSSIAN STUDIES ==================== ISSUE NO. 9 ( 2020/1 ) |
HOPA ETNOGRAFYA MÜZESİ’NDEKİ BAKIR ESERLER VE TARTI ALETLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA
HASAN BUĞRUL*
Summary
Hopa
Ethnography Museum, located in Hopa Subprovince, Artvin, with over
2000 works exhibited within, has an important place in terms of cultural
heritage of the locality. While there are wooden and stone works connected with
agriculture in the museum garden, on the second floor, which has 7 rooms and a
lounge, there are weighing tools, carpentry tools, lighting tools, kitchenware
and hunting rifles and some animals' hides and horns. While most of the works
in the museum were obtained in the region of Hopa, some
of them were brought from Georgia. However, the similarity of the works
collected from both regions is also noteworthy. Coming across frequently with
weighing instruments and copper assets used in dairy processing indicates that
this sub-province was once an important in commerce and livestock. In this
study, it is aimed to contribute to the introduction of the region, culture and
art by examining the formal properties, functions and connections of the
weighing tools and copper vessels displayed in the museum
Key Words: Hopa, ethnography museum, copper artefact, Georgia, samovar.
Giriş
İnsanoğlu
geçmişten bu yana sosyal yaşamında ve farklı
işlevlerde kullanmak üzere birçok farklı alet, araç
yapmıştır ve bunların her birinin ortaya
çıkarılmasında toprak, kemik, ahşap, taş, altın,
gümüş, bakır veya demir vb. malzemeler
kullanılmıştır. Bu malzemeler arasında yer alan
bakır, tunç ve demir madenlerin de bugün
ulaştığımız uygarlık seviyesinde çok büyük bir paylarının
oldukları görülmektedir. Bakır, insanlık tarihinde
kullanılan ilk madendir. Daha sonra da kullanılmaya başlanan
tunç ve demir kadar dayanıklı değildir. Geçmişten bu yana
işlenen bakır daha çok kap, kacak, süs ve takı işlerinde
kullanılmıştır. Demir ise daha çok dayanıklı
aletlerin yapımında kullanılmıştır. Bugün daha
çok inşaat sektöründe kullanılırken, geçmişten bu yana
balta, keser, tahra, bıçak vb. günlük yaşamda önemli bir yere sahip
olan aletlerin yanı sıra çok farklı silahların
yapımında kullanıla gelmiştir. Hopa etnografya müzesinde
toprak, ahşap, cam, bakır veya demir malzemeden
yapılmış birçok eser sergilenmektedir. Her bir eser
yapıldıkları dönemin sosyal yaşamının önemli bir
öğesi olmaları itibarıyla da kültürel açıdan büyük bir önem
taşırlar.
Hopa
İlçe’si, sınırında bulunduğu Gürcistan devleti ile
olan yakın ticari ve kültürel ilişkileri neticesinde sanat
unsurları bakımından da karşılıklı
etkileşimlere sahiptir. Gürcistan'ın erken tarihi gelişimine
bakıldığında, Gürcistan tarihinin Erken Taş Devrine kadar uzandığı
ileri sürülmektedir. İlk yerleşim yerlerinin Karadeniz kıyıları ve
Doğu Gürcistan tarafındaki bölgeler olduğu düşünülmektedir. M.Ö. 400’de
Yunanlılar, M.Ö. 8. yüzyıllarda Urartu ve ayrıca
Romalıların etkisi bu bölgede görülebilir. Bundan sonra Bizans
etkisi devam etmiştir. Bunların yanında Perslerin de etkisi
vardı. 8. yüzyıldan
itibaren Araplar ve 11. yüzyılda da Türkler bu bölgede etkili
olmuştur. Tüm bu bilgileri göz önünde bulundurduğumuzda Gürcülerin
Orta Çağ'da birçok devletin ve inancın etkisi altında
olduğunu söylemek mümkündür. Ancak, Gürcistan'daki sanat eserlerinin
özelliklerine bakıldığında, Hristiyanlığın
etkisinin egemen olduğu görülmektedir (Buğrul, 2017).
Materyal ve
Yöntem
Bu çalışmada, Hopa Etnografya Müzesi içerisinde bulunan eserlerin
fotoğrafları elde edilirken aynı zamanda bu müzenin
kurulmasında önemli görev üstlenen yöre insanından gerekli bilgiler
elde edildi. Hopa Etnografya Müzesi içerisinde sergilenen eserler genel olarak tartı
aletleri, aydınlatma araçları, marangozluk aletleri, mutfak
eşyası (bakır kaplar) ve av tüfekleri ile bazı hayvanlara
ait post ve boynuzlarından oluşmaktadır. Fraklı işleve
sahip etnografik eserlerin aynı bilimsel çalışma içerisine
almanın ortaya çıkaracağı karmaşıklığa
karşı bu çalışmamızda Hopa Etnografya Müze’sinde
bulunan metal aletlerden sadece “tartı aletleri” ve bakır kaplar bir
araştırma konusu olarak ele alınmıştır.
Farklı işleve sahip ve yörenin kültür ve sanatında önemli bir
yere sahip diğer eserlerin farklı çalışmalarda ele alınması
düşünülmektedir. Müze bahçesinde dikkat çekici özelliklere sahip
tarım aletleri ve taş eserlerin de olduğunu belirtmekte yarar
vardır.
Tartı Aletleri
“Tartı aletleri” birçok şeyin simgesi olmakla birlikte, bunlar,
her şeyden önce ticaretin birer unsurudurlar. Dünyada yaşanan
değişim ve gelişmelerde hiç şüphesiz ticaretin büyük bir
rolü vardır. İnsanlar ürettikleri bir ürünün ihtiyaç
fazlasını elden çıkarıp ve buna karşılık
kendi farklı ihtiyaçlarını karşılamak için ticaret
zorunluluğu doğmuştur. Bu daha sonrasında kar amaçlı
ticaretin yolunu açmıştır. İnsanlar ticareti daha rahat
yapabilmek için de farklı güzergâhları kullanmaya başlayarak
“ipek yolu” gibi ticaret yollarını açmışlar. İnsanların
önceleri ihtiyaç fazlası olan malı vererek ihtiyacı olduğu
mal ile değiştirme “değiş
tokuş” sistemi ile ticaret yaptıkları görülür. Geçmişte bu
gelenek tartı aletlerinin ve bir ürün
karşılığında ödenmesi gereken para birimleri buluncaya
kadar devam eder. Değiş-tokuş geleneğinin Anadolu’nun
kırsal alanlarındaki birçok yerinde halen devam ettirildiği
görülür. Kırsal alanda bulunamayan ürünler şehirden alınıp
köylere götürülür. Para yerine de köylerdeki hayvansal gıda ürünleri
değiştirme yolu ile ticaret yapılır. Piyasa fiyatına
göre ürünler bire bir, bir buçuk katına, iki katına tartılarak
değiş-tokuş yapılır. Tartılmayan ticaret ürünleri
için de karşılığında kilo işi hayvansal gıda
ürünü talep edilir.
Tartım
teknolojisi erken kentsel toplumların idari ve ekonomik gelişmeleri,
değişim değerleri için standartları dâhil etmeye
başladıklarında ortaya çıkmıştır.
Mezopotamya'da bu amaçla kullanılan standart ağırlıklar, ED
IIIa (Fara) döneminden (MÖ 3. binyıl) beri korunmuştur (Sommer 2013).
MÖ 1. bin yılın politik ve ekonomik küreselleşme süreçleri
bağlamında bu önemli standartların oynadığı rol
hatta arttı (Geller 2014). İlk bin yılın ortalarına
gelindiğinde, Lidya, Yunanistan ve Hindistan'da ve bir süre sonra da
Çin'de yaygın bir şekilde para yayıldı. Mısır'da
ve muhtemelen bir müddet sonra Mezopotamya'da, dördüncü bin yıldan üçüncü
binyıla doğru sabit uzunluktaki eşit kollarla denge
tanıtıldı. Tartılar da gelişme gösterdi, ancak temel
ilkeleri binlerce yıldır aynı kaldı. Tartıda gösterilmesi gereken hassasiyet insanlar arasında statüsü
gözetmeksizin herkesin kanunlar karşısında eşit
davranılması gerektiği düşüncesine de ilham
kaynağı olmuştur (Büttner ve Renn:2016: 758).
Böylece terazi, ticaretin yanı
sıra “adaletin” sembolü olarak ortaya çıkmıştır.
Osmanlılar döneminde de (19.-20yy) “Osmanlı arması” üzerinde
bulunan 30 sembolden biri de terazidir. Terazinin üst tarafında bir asa ve
kılıç vardır ve onlara asılıdır. Bilindiği
üzere “asa” hükümdarlığı ve gücü temsil ederken,
“kılıç” adaleti zedelemeye kalkışma eylemlerine
karşı caydırıcılığın, devletin gücünün
simgesi olarak görülmektedir.
Toplumu oluşturan bireyler arasındaki bağların güçlü
olabilmesi ve ilişkilerin düzenli yürümesi için farklı tedbirlere
ihtiyaç vardır. Bu ticarette de böyledir. Günümüzdeki ticaret
işlerinin nasıl yürütüldüğünü bilmekteyiz. Geçmişte ise
ticaretteki bazı aksaklıklara karşı ne tür
caydırıcı tedbirlere başvurulduğu merak konusudur. Bu
konu irdelendiğinde, ticarette kullanılan tartı aletlerinin
biçimsel özellikleri ve onların üzerine işlenen figürler bize
bazı ipuçlarını verir. Bazı toplumlara ait ölçü aletlerinin
onları yöneten hükümdar büstleri şeklinde olması ve
alışverişte kullanılan sikkeler üzerinde yine onların
figürlerine yer verilmesi dikkat çekicidir. Merkezi otoriteye ait herhangi bir
simgenin olması onu kullanıcıları üzerinde mutlaka bir
etkisi olacaktır. Bu etki bir korkuya veya saygıya dayalı
olabilir. Böylece ticaret olmak üzere yaşamın her alanında bu
otorite bir şekilde hissettirilir. Hopa ilçesi, Kara Deniz kıyı
yerleşim yeri olması ve Gürcistan devletinin sınırında
bulunması ile buraya ticaret fırsatlarını sunar. Hopa
Etnografya Müzesi’nde sergilenen farklı tartı aletleri de buna işaret
eder. Burada sergilenen tartı aletleri arasında farklı
ağırlıklar için kullanılan teraziler ve kantarlar görülür.
Kantar: Ağırlık sıfırken yatay duran bir kaldıraç
koluna dik olarak tutturulmuş bir ibrenin sapmasıyla kütleleri tartan
araç. 2. Tartılacak kütle alttaki çengele takıldığında
sarmal bir yaya bağlı olan ve normal olarak sıfırı
gösteren bir okun, yanlarda gösterilmiş ağırlık birimleri
hizasına gelmesiyle kütle ağırlığını
belirleyen bir tür tartı aleti, el kantarı. 3. Baskül. 4. esk. 56,452
kilogram ağırlığında veya kırk dört okkalık
bir ağırlık ve sığa birimi (TDK sözlüğü). Terazilere
kıyasla çok daha ağır malları, daha pratik bir yöntemle
tartan kantar, kare kesitli bir kantar kolu, kol üzerinde hareket edebilen bir
ağırlık ve ucunda tartılacak malzemenin
asıldığı kancalar bulunan boyunduruklu yük zincirinden
oluşmaktadır. Kantar kolunun iki veya üç yüzü belirli bir ölçü
sistemine göre çentiklerle eşit bölümlere ayrılmıştır.
Tartılan malın ağırlığı, kantar kolunun
üzerinde hareket ettirilen kantar ağırlığı
vasıtasıyla tespit edilmekte, böylece hafif, orta ve çok
ağır olmak üzere üç tür yük de aynı kantar ile
tartılabilmektedir (www.peramuzesi.org.tr).
Geçmişte kullanılan kantarlar kapasiteye göre “el kantarı”
veya “omuz kantarı” olarak adlandırılır ve küçük, orta ve
büyük şeklinde kapasiteye ayrılır. Kantarlar dövme demirden olduğu gibi
pirinç veya bronz gibi farklı malzemelerden de
yapıldığı görülür. Bir kısmında, topuz ve ayar
bileziğinin pirinçten, çeki çubuğu ve kancaların ise demirden yapıldığı
görülür. Tamamı bronzdan yapılmış olanlara da
rastlanır. Çeki çubuğunda rakamlar yerine üzerinde işaretlerin
olduğu kantarları görmek mümkündür. Hopa müzesinde bulunan kantar
özeliklerine bakıldığında özellikleriyle ilgili olarak
şunlar aktarılabilir (G.1-2).
1-Toplu
başlı, 3 kancalı, büyük kapasiteli (100 kg), toplu baş
kısmı ve ayar bileziği pirinçten, çeki çubuğu ve kancaları
demirden,
2-Toplu
başlı, 3 kancalı, orta kapasiteye sahip (40-60), toplu baş
kısmı ve ayar bileziği pirinçten, çeki çubuğu ve
kancaları demirden,
3-Teber
başlı, 3 kancalı, küçük kapasiteli (20-30 kg), topuz
kısmı bronzdan, çeki çubuğu ve kancaları demirden,
4-Teber
başlı, 3 kancalı, küçük kapasiteli (20-30 kg), topuz
kısmı bronzdan, çeki çubuğu ve kancaları demirden,
5-Tek kancalı,
pirinç kefeli, bronz topuza sahip, küçük kapasiteli, demir çeki çubukludur.
Resim 1-2: Hopa Etnografya Müzesi –
Farklı kapasiteye sahip el/omuz kantarları
Terazi: “Bir kolun iki ucuna asılı iki kefeden oluşan tartı,
mizan”; bir başka tanımı
ise, “bir maddenin kütlesini veya ağırlığını
ölçmek için kullanılan alet” (TDK sözlüğü) şeklinde tanımlanmaktadır. Teraziler de kantarlar gibi tartılan
nesnenin ağırlığına ve türüne göre farklı
kapasitede ve biçimde terazilere rastlanır. Bunlar içerisinde hassas
teraziler (eczacılık, tıp, kuyumculuk vb. alanlarda
kullanılan teraziler) ile manav terazileri en yaygın olanlar
arasında yer alırlar (G.3).
Resim 3: Hopa Etnografya Müzesi – Farklı kapasiteye sahip teraziler
Anadolu’da Bakır
ve Bakırcılık
Zengin bakır
yataklarının olduğu Anadolu’da bakırcılığın
da önemli bir yere sahip olduğu görülür. Ülkemizde halen bu sanatın
yaygın olduğu illerle ilgili bilgiyi Kalay (2018:109) şu
şekilde aktarmaktadır: Osmanlı maden sanatında dikkat çeken
diğer örnekler, yapıldıkları madenler ve
yapımlarından dolayı özellik arz eden ibrik, matara, tepsi,
kahve takımı, sahan, tencere, güğüm, şerbetlik, kâse,
havan, fincan zarfı, nargile gibi Türk mutfağını ve
sofrasını süsleyen diğer çeşitlerden
oluşturmaktadır (Türkoğlu, 1993:29)… Günümüzde Gaziantep,
Kahramanmaraş, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Erzincan,
Kayseri, Sivas, Konya, Ankara, Burdur, Amasya, Denizli, Afyon, İstanbul
gibi maden sanatı geleneğinin çok eskilere dayandığı
şehirlerde bu sanat güçlükle yaşatılmaya
çalışılmaktadır.
Çok yaygın olmamakla birlikte Hopa ilçesinde de bu sanat günümüze
kadar bir şekilde sürdürülmüştür. Farklı malzemelerde
olduğu gibi bakırın da kendisine has özellikleri vardır. Bu
özelliklerinden bazılarına İbrahim Hakan vd. şöyle yer
verirler: Bakır, kırmızı ve kahverengi görünümlü bir
metaldir. Hidrojenden pasif olup, cıva, gümüş, altın ve platin
elementlerinden aktiftir. Bakıra oksijensiz asitler etki etmez, oksijenli
asitler ise yükseltgen olarak etki eder. Bakır atmosferik şartlara
oldukça dayanıklıdır. Mukavemeti düşük, döküm ve kaynak
kabiliyeti iyi değildir. Kübik yüzey merkezli kristal yapısı
sebebiyle soğuk olarak şekillendirilebilir. Bir başka
deyişle kolay dövülüp işlenebilen bir metaldir. Kimyasal
etkinliği düşüktür. Atom yarıçapının küçük olması
ve çekirdeğinin aşırı yüklü olması buna neden olmaktadır.
Açık ortamda uzun kalması sonucunda, içinde bulunduğu bölgenin
hava şartlarına göre yüzeysel oksitlenme ve paslanmaya
uğrayabilir.Her bir sanatın geçmişe dayalı bir süreci
vardır. Bakırcılığa bakıldığında
bu sanatın da uzun bir geçmişinin olduğu görülür.
Bakırcılığın Anadolu’daki tarihi geçmişi ile
ilgili olarak İbrahim Hakan vd. şu hususlara yer verirler:
Anadolu’daki bakır madenciliğinin tarihi günümüzden
yaklaşık 10000 yıl öncesine kadar inmektedir. Üreticiliğe
geçiş safhasının önemli bir kültür merkezi olan Çatalhöyük’te
cevherden arıtma yoluyla bakır elde edildiği, arkeolojik
kazılar sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Çayönü,
Çatalhöyük ve Suberde kazılarında, doğal bakırdan dövme
tekniğiyle yapılmış M.Ö. 7000’e ait iğne, biz, kanca
gibi küçük aletler ve bazı süs eşyaları bulunmuştur.
Güneydoğu Anadolu’da yapılan kazılarda bulunan ve
yaklaşık 9000 yıl öncesine ait olduğu sanılan üç
bakır iğnenin, bugüne kadar dünyada bilinen en eski madeni eşya
niteliği taşıdığı bilim adamlarınca kaydedilmiştir.
1. Hopa’da
Bakır ve Bakırcılık
Bakır eserlerin Hopa’da yaygın olması ile orada bu sanata
verilen öneme işarettir. Bu durumu göz önünde bulundurarak yapılan
araştırmalarda Hopa ilçesinde hem bakır yataklarının
olduğu ve hem de bakırcılığın
yapıldığını ortaya koymaktadır. Hopa ve
çevresindeki bakır yatakları konusunda İbrahim Hakan vd. şu
hususlara yer verirler: Alp orojenik kuşağında yer alan
Türkiye’de, bakır yatakları dört ana metalojenik provens içerisinde
görülür. Bunlardan birincisi ve en önemlisi Makedonya-Balkanlar’dan gelerek
İstranca’dan sonra Karadeniz’den geçerek Sinop yakınlarından
itibaren Doğu Karadeniz boyunca devam eden, Kafkaslar ve İran
üzerinden Himalayalar’a doğru uzanan kuşaktır.
Hopa Etnografya Müzesi’nde gıdaların saklanmasında,
pişirilmesinde, taşınmasında olmak üzere farklı
malzemeden yapılmış çok sayıda etnografik eser sergilenmektedir
ve bakır kaplar da bunlar arasında önemli bir yer tutar. Sergilenen
bakır kaplara bakıldığında bunların genellikle
yemek pişirme, çay yapma, su ve süt taşıma / kaynatma, ekmek
pişirme ve yemek, çay servisi işlerinde kullanılmak üzere
üretildikleri görülür. Hopa Etnografya Müzesinde bulunan mutfak
eşyaları arasında bıçak, çatal ve kaşıklar,
kepçeler, tavalar, kuşhane (tencere),
kazan, kepçe, kulplu taslar, ibrik, güğüm, sini, tepsiler,
teşt / leğen / hamur tekneleri, teşt / leğen / hamur
tekneleri yer alır. Bunların çoğunluğunun
da bakırdan yapılmış olmaları yörede geçmişte
bakır işlerinde önemli bir yere sahip olduğuna işaret saymak
mümkündür. Geçmişte bakırcılık işinin
yapıldığında dair bilgileri Hasan Azaklı şu
şekilde aktarır: 1905 tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesinin
incelenmesinde Merkez-i kaza olan Hopa kasabasında erkek ve
kadının ahali 10,070 kişinin yaşadığı
saptanmaktadır. Kaza ahalisi ziraatçılık, demircilik, bakırcılık,
dülgerlik ve çobanlıkla uğraşmaktadır.
Yukarıda ifade edildiği gibi yöre halkının
uğraşlarından biri de hayvan beslemektir. Koyun, keçi ve inek
sağma işlerinde ve sağılan sütün
taşınmasında kullanılan etnografik eserlerin
yaygınlığı bu yörede bir dönem hayvancılığa
ne kadar önem verildiği hususunu ortaya koyar. Bu yöredeki hayvancılık
uğraşı ile ilgili olarak Hasan Azaklı şu bilgilere yer
verir: “Yazın başlangıcında Hopa’dan yola
çıkarılan sürüler Borçka’da şoseye ulaşarak, oradan Ardahan
sınırındaki Bülbülan ve Yığılı
yaylalarına götürülmektedir. İlçe içerisindeki Taş, Çamlık,
Siret, Kavaherke ve Nopayeni yayla ve otlakıyeleri ancak birkaç köyün
hayvancılık gereksinimlerini karşılamaya yetmektedir.
1926-1927 devlet salnamesinde 7.337 baş koyun, 12.879 baş keçi, 7.879
baş inek saptanmış bulunmaktadır.
2. Hopa
Etnografya Müzesi’nde Sergilenen Bakır Kaplar
Helke: Kırsal alandaki insanlar için bakır helkeler vazgeçilemez
eşyalar arasında yer alır. Büyük hacme sahiptirler. Bunlar
genellikle süt sağımında, taşınmasında ve su
taşınmasında kullanılır (G. 5-6).
Resim 5. Hopa Etnografya Müzesi’ndeki bu helke
yuvarlatılmış düz dipli, iç bükey gövdeli, profil yaparak
dışa çekik bir ağızla sonlanmaktadır. Hareketli tek
kulplu bakır helkenin yüzeyinde bezeme bulunmamaktadır. Dövme tekniği
ile yapılmıştır.
Resim 6. Hopa Etnografya Müzesi’nde sergilenen bu helke tabandan yuvarlatılmış
ve yukarıya doğru düz gövdeli olarak yapılmıştır.
İklim şartlarından dolayı üzerinde oksitlenme ve pas görülmektedir.
Hareketli tek kulplu bakır helkenin gövdesinde yüzük şeklinde bir kabartmaya
yer verilmiştir. Dövme tekniği ile yapılmıştır.
Tabandan yukarıya doğru düz gövdeli olması ve ağız
kısmının geniş olmasıyla süt sağım
işlerinde tercih edilir.
Bakraç: Farklı kullanım amaçları arasında su, süt, yoğurt
taşıma işleri yer alır. Farklı biçimlere sahip
olanları görmek mümkündür. Bir kısmı tabandan yukarıya
doğru daralan silindirik bir gövdeye sahip iken (G.7-8), bir kısmı da tabandan yukarıya doğru
düzdür. Her iki çeşidinde de üstten hareketli kulpları vardır.
Resim 7-8. Hopa Etnografya Müzesi’nde
sergilenen tabandan yukarıya doğru daralan silindirik gövdeli
bakraçlar. İklim şartlarından dolayı her ikisinde de
oksitlenme görülmektedir. Birinde iki ve diğerinde üç kabartma şerit
vardır.
Güğüm: Bakır güğüm genellikle su taşımada veya su
ısıtmada/kaynatılmasında kullanılır ve çok
farklı biçimlerine rastlanır. Ormanlık alanın bol
olduğu Hopa yöresinde soba ile ısınma çok yaygındır ve
her sobanın üzerinde mutlaka güğüm vardır. Hopa Etnografya
Müzesi’nde sergilenen güğümler şu biçimsel özellikleriyle görülür:
◊ Düz
dipli ve tek kulplu ◊ Uzun dar boyunlu / kısa kalın
boyunlu,
◊ Emzikli
/ emziksiz ◊
Basık karınlı /
yuvarlak - şişman karınlı.
Resim 9. Hopa Etnografya Müzesi’nde
sergilenen farklı güğümler.
Sini: Sini, Türk misafirperverliğinin bir simgesi olarak görülür. Biçimsel
olarak yuvarlak olan bu mutfak eşyası, genellikle yemek servisinde
veya üzerinde yemek yeme işlerinde kullanılır. İki
tarafında karşılıklı sabit kulplu olanlara
rastlanabildiği gibi kulpsuz olanlar da vardır.
Resim 10. Bakır sini dövme
tekniğiyle yapılmıştır. Sini, iç bükey düz dipli, düz
gövdeli ve düz ağızlıdır. Ağız ucu yuvarlak
sonlanmaktadır. Sininin iç ve dış yüzeyinde bezeme yer
almamaktadır. Hopa Etnografya Müzesi.
Resim 11-12. Siniler dövme tekniğiyle yapılmıştır. Halka dipli,
düz gövdeli ve dışa yatay genişleyen ağız formuna
sahiptirler. Çift kulpludurlar. Kulplar lehimlenerek oluşturulmuştur.
Eserlerin iç ve dış yüzeyi korezyonludur. Kulplarında bezeme
var. Hopa Etnografya Müzesi.
Teşt /
leğen: Bakır teştler hamur yoğurma amaçlı
kullanılmalarının yanı sıra ekmek pişirildikten
sonra yıkanır ve içerine pişirilen ekmek konularak muhafaza
edilir. Yoğurulacak hamur miktarına göre teştlerin
boyutları değişir.
Resim 13. Eser dövme
tekniğiyle yapılmıştır. iç yüzey korezyonludur.
Eserlerde bezeme görülmemektedir. Düz dipli, yukarı doğru hafif
genişleyen gövdeli ve dışa çekik ağız formludur.
Örneklerde kanca bulunmaktadır. Hopa.
Semaver: Türkiye’de çay tüketimi oldukça yaygındır. “Gönlüm ne çay ister
ne çayhane, gönlüm sohbet ister, çay bahane” sözü ile “çay” kişiler
arasındaki sohbet için bir bahane olsa bile tadı ve lezzeti ile
sohbetin uzamasına neden olan da yine çaydır. Bilindiği gibi
ülkemizde çok çay tüketilmektedir ve her bir yörede çay içme ile ilgili farklı
alışkanlıklar ve gelenekler vardır. Geleneklerden biri misafirliğe
gittiğinizde yeteri kadar çay içtikten sonra bunu nasıl
yansıtacağınız ile ilgilidir. Toplulukta topluluğa
veya yöreden yöreye bu değişebilmektedir:
◊Boş bardak çay tabağı içerisine yan yatırılır,
◊Boş bardağın üzerine çay kaşığı düz
biçimde uzatılır,
◊Boş bardak çay tabağının içerisine ters biçimde
konulur,
◊Boş bardağın üzeri çay tabağı ile
kapatılır.
Yukarıda sıralanan geleneklerin nerede ve nasıl
uygulandığını bilmekte yarar vardır. Çünkü
yanlış uygulamalar farklı anlamlara yorumlanabilir ve olumsuz
durumlar yaşanabilir. Örneğin, kimi yörelerde hatır / zor
çayı vardır. Üç bardak içecekseniz, iki bardak içtikten sonra bunu
boş bardağı bırakma şekliyle göstermeniz gerekir. Zor
/ hatır çayını geri çevirmeniz hoş karşılanmaz.
Diğer taraftan çayın nasıl içildiği ile
ilgili farklı alışkanlıkların da olduğu
görülmektedir. Bazı yerlerde fincan ile içilirken bazı yerlerde ise
cam bardakta içilmektedir. Kimileri de çay bardağının /
fincanının içerisindeki çayı bardağı / fincanı
tabağına dökerek tabakta içmektedir. Bununla birlikte, çayı sade
içenler olduğu gibi çayı kıtlama şeker, toz şeker,
üzüm, incir veya buna benzer bir tatlandırıcı ile içenler de
vardır. Bilindiği üzere ülkemizin Doğu Anadolu Bölgesi’nde
kıtlama çay içme alışkanlığı çok
yaygındır. Benzer bir alışkanlık Rusya’da olmak üzere
birçok komşu ülkede de görülmektedir. Kıtlama şeker
kullananların bazıları şekeri dil üzerinde,
bazıları alt ve üst çene dişleri arasında,
bazıları ise yanakla üst çene kemiği arasına
almaktadırlar. Bu alışkanlık yöreden yöreye
farklılıklar göstermektedir. Çay denilince de semaver
çayının ayrı bir yeri vardır. Anadolu’daki semaver çay
keyfinin komşu ülkelerimizin yanı sıra Rusya’da da yaygın
olduğu görülmektedir: Her toplumun yaşam biçimini yansıtan
farklı maddi kültür değerleri vardır. Slav toplumlarında
özellikle de Doğu Slav grubunda yer alan Rus halkının
yaşamında semaver, akağaç, sarafan, vodka, kefir ve uşanka
önemli maddi kültür unsurlarındandır (Eltut Kalender, 2016:93).
Eski semaverler iki çeşittir. Birinde ateş gövdenin alt
kısmından yakılır ve bunlarda odun kullanılır.
Diğerinde ateş semaver gövdesinin üst kısmından yani
bacadan yakılır ve bunlarda mangal kömürü kullanılır.
Türkiye’de çay tarımı ile ilgili olarak Taşkın vd.şu
bilgileri aktarmaktadırlar: Çayın ekolojik istekleri dikkate
alındığında, çayın ülkemizde Doğu Karadeniz
Bölgesinde ekonomik olarak yetiştirilebileceği
anlaşılmış ve çay tarımı için gerekli
girişimler 1930'lu yıllarda başlamıştır.
Türkiye'de ilk çaylıklar 1938 yılında tohumdan yetiştirilen
fidanlarla kurulmuş, daha sonraki yıllarda çay tarımı
yapılan alanlar hızla artmış. Fazla uzun bir geçmişi
olmamakla birlikte “çay” kültürümüzde önemli bir yere sahiptir.
Bu hususta Güneş Baki şunları aktarır: Türk toplumunun
sohbet ettiği, eğlendiği, dinlendiği kültürel ve sosyal
mekânların çoğunluğunu mahalle kahvehaneleri oluşturmaktadır.
Hal hatır sorma ile başlayan, mahalle dedikoduları ile
kalmayıp politik konulara kadar uzanan sohbetlere eşlik eden çay,
Türk ev hayatının da değişmez unsurlarındandır.
Çay, aynı zamanda Türk tarzı kahvaltının temel
içeceğidir. Günün ilk saatleri ile başlayan bu
alışkanlık, gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürer. Türkler
çayı dünyevî kaygılarla içmemektedir. Ona anlam yüklemekte, muhabbete
katık yapmakta, yoğun iş saatlerinde uğruna mola
verdirilmektedir. Türkler için çay; çorba içmek, ekmek yemek kadar hayatî bir
fonksiyondur (Baki, 2009).
Resim 14. Yüksek kaideli semaver, oval formlu gövdeye sahiptir. Gövdesinde
kuşakların içerisinde çizgilerden oluşan geometrik süsleme yer
almaktadır. Ağız kısmı ayaklı vazo şeklinde
sonlandırılmıştır. Hopa Etnografya Müzesi
Resim 15. Yüksek kaideli, oval
gövdelidir. Gövdede çift tutamağı bulunmaktadır. Gövdede bezeme
bulunmamaktadır. Ağız kısmı küçük bir vazo
şeklinde sonlandırılmıştır. Hopa Etnografya Müzesi.
Değerlendirme ve Sonuç
Bir topluma ait bireyleri bir araya getiren, onları
kaynaştıran ve birbirlerine bağlayan birçok unsur vardır ve
bu unsurlar arasında toplumun geçmişle olan
bağlantısını kuran “kültürel miras” önemli bir yere
sahiptir. Kültürel mirasımızın önemli öğelerinden birini
teşkil eden “müzeler” gün geçtikçe daha fazla önem kazanmaktadırlar.
Türkiye’nin neredeyse her tarafında bulunan ve içlerinde etnografik,
tarihi ve arkeolojik eserleri barındıran “kent müzeleri” yanında
küçük yerleşim alanlarında hızla artan “etnografya müzeleri”
büyük dikkat çekmektedir. Karadeniz bölgesinde bu tür müzelerindeki
artış diğer bölgelere göre daha hızla artması
ayrıca dikkate ve takdire şayandır. Etnografya müzelerindeki hızlı
artış sebeplerin başında geçmiş yaşamla ve
kültürle bağlantılı eserlerin kaybolmasını önlemek ve
onlar vasıtasıyla kuşaklar arasındaki bağları
güçlü tutmaktır. Günümüz insanının yeni teknoloji ile
tanışıp yaşamında kullanması ne kadar önem
taşıyorsa onları bu güne taşıyan bütün maddi ve manevi
değerlere de sahip çıkılması o derecede önemlidir. Bu
anlamda, binlerce yıllık bir geçmişin
bağlantılarını sağlayan ve önümüze sergileyen müzeler
bir toplum için son derece önem arz ederler.
Hopa Etnografya Müzesi’nde Gürcistan’ın batı tarafını
da içine alan ve Artvin’in Hopa ilçesindeki mutfak eşyası ile
tarım, tartı, aydınlatma ve marangozluk aletleri, av tüfekleri
ve kılıç gibi silahlar, tahnit sanatı ile doldurulan hayvanlar,
hayvan postları, dişleri ve boynuzları ile vitrin
eşyası sergilenmektedir. Bu müze, 2000 dolayındaki etnografik
eserle bölgenin kültür ve sanatının yansıtılmasında,
tanıtılmasında ve dolayısıyla da kuşaklar arasında
güçlü bağların kurulmasında çok önemli bir görevi
üstlenmiştir. Bir başka önemli husus ise yöre insanın bu
konudaki çabaları ve duyarlılığıdır. Yerel
yönetimle birlikte yöre insanının işbirliği ile ortaya
çıkan bu müze mükemmel peyzaja sahip bahçesi ile ve müze içindeki
eserlerin kullanım amacına göre tasnif edilerek sergilenmesi ile
örnek teşkil edecek bir özelliğe sahiptir.
Bu çalışmada ele alınan Hopa Etnografya Müzesi’ndeki
“tartı aletleri” ile “bakır kaplar” bu yöredeki halkın
geçmişteki sosyal yaşam ve sanatı hakkında bizlere önemli
ipuçlarını verir. Gürcistan devletinin sınırında ve
Kara Deniz kıyısında bulunan Hopa ilçesinde geçmişte de çok
yüksek kapasitede olmasa da ticari eşyanın ithalat ve
ihracatında rol almış bir liman şehri olarak görülmektedir.
Yapılan ticaretin daha çok Balkan ülkelerinden Romanya ve Bulgaristan
devletleri ile Kafkas ve Kırım halkına yöneliş olduğu
görülür. Bu ticarette İstanbul’un da önemli bir rolü vardır.
Diğer yandan, “hayvancılık” da geçmişte yöre
halkının önemli uğraşlarından birini teşkil eder.
Büyük baş hayvanlarının yanı sıra koyun ve keçi
besiciliğinin yaygınlığı ve buna bağlı
sürülerin farklı yaylalara götürülerek otlatıldığı
görülür. Yaygın bir sanat olarak gözükmemekle birlikte
bakırcılık burada halen devam ettirilmektedir ve ortaya
çıkarılan eserlerin çoğunun süt sağımında ve
sütün kaynatılmasında kullanılanlar arasında olması da
dikkat çekicidir.
Sonuç olarak denebilir ki, gerek tabii güzelliği ile ve gerekse
kültürel mirası ile önemli bir yere sahip olan Artvin iline
bağlı Hopa ilçesi, dünyanın her tarafında görülen sanayi ve
teknolojiye bağlı gelişim ve değişimin bu ilçeyi ve
barındırdığı yöre halkının sosyal
yaşamını da önemli derecede etkilediği görülür. Ancak yöre
halkının kültürel mirasını gelecek nesillere
ulaştırma yolunda büyük bir gayret içerisinde oldukları görülür.
Bunda yöre halkının ve yerel yönetimlerin işbirliği
ayrıca dikkate ve takdire değerdir. Hopa Etnografya Müzesi’nde
sergilenen eserler arasında “tartı aletlerinin”
yaygınlığı ile bu ilçede geçmişte ticarettin
canlılığına işaret ederken, “bakır kaplar” da hem
bakırcılık sanatına ve hem de biçimsel özellikleriyle ne
tür işlerde kullanıldıkları ve dolayısıyla yöre
halkının sosyal yaşamını yansıtmak bakımından
önemli bir yere sahiptirler.
Bibliography
Azaklı, H., “Antik Çağdan
Günümüze Hopa ve Çevresi”, Yaşam, 28.06.2012
Buğrul, H. “An Evaluation on Ram-Shaped
Tombstones with Model Chapels on their Back in Tbilisi, Georgia”, Journal of
Current Researches on Social Sciences, Volume 7, Issue 3, 2017.
Büttner, J. and Renn, J. “The Early
History of Weighing Technology from the Perspective of a Theory of Innovation”,
eTopoi – Journal for Ancient Studies, Special Volume
6, 2016, p 757-758.
Eltut, K. N., “Rus
Kültüründe Matryoşka”, Artuklu Human and Social Science Journal, Mardin,
2016, s.93.
Güneş,
S., Türk Çay Kültürü ve Ürünleri, Milli Folklor, Sayı 93, 2012, s.238.
Hakan, İ. - Tuncel, S. – Yücel, M. B. - Yoleri, Birnigar - Arslan Murat, Türkiye ve Dünyada Bakır, Maden Tetkik
ve Arama Genel Müdürlüğü, 2016, ss.1, 2, 5.
Kalay, A.H., “Bitlis Etnografya
Müzesi’nde Bulunan Osmanlı Dönemine Ait Bakır Mutfak Kaplarından
Örnekler”, International Journal of History, Volume 10, Issue 3, 2018, s. 109.
Özdemir, M. ve Kaya,
O.“Günümüzde Gaziantep İlinde Bakırcılık”, Gaziantep Üniversitesi
Sosyal Bilimler Dergisi, 2011, s. 1250.
Taşkın, M. B. vd. “Doğu Karadeniz Bölgesinde Çay
Tarımı Yapılan Toprakların ve Çay Bitkisinin Azot, Fosfor,
Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum ve Kükürt Durumları”, Toprak Su Dergisi,
(2): 2015, s.32.
www.peramuzesi.org.tr/Eser/Kantar/61/2. Erişim T: 20.03.2018.
*Hasan Bugrul - Dr. Öğr. Üyesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van Meslek Yüksekokulu - TSEH Bölümü, ORCID ID: 0000 0003 1135 9628 e-mail: hbugrul@yyu.edu.tr
© 2010, IJORS - INTERNATIONAL JOURNAL OF RUSSIAN STUDIES